Hayata tehditkar bakmakta ne yarar olduğunu kavrayamamış ve de kavrulmuş mısır satın aldıktan sonra onu haşlayamamış bir toplum ferdidir.

08 Temmuz 2011

Bozuk etiz ikimiz...tuzlayalım...kokmayalım...

Biliyorum her nefesim senı soğutacak ensendeki bozadan...
Kalıtsal bir hastalık gibi kanlı kılıbık bir yalnızlık...
Omzumdan sana bakıyor,
uzaklaşan yüzünde tatlı bir dudak taze ısırılmıs...
Kanayan tüm cerahatların rahatlığı yansımış kader hatlarına...
Şehir hatları vapurlarında unutulmuş ilk aşkının denizde boğulmuş umudu değil umarsız kendileşme çaban...
Seni nefesime sürüp sabahları yiyesim,
canıma katıp ıssızlara gidesim var...
yar...

04 Temmuz 2011

susuz...uykusuz...yalnız...sayıklarım...

sessizlik ve iki damla gözyaşı...
kucağımda uyuyan güzelliğin gözlerime bakınca diriliyor hayata...
üstünde ince bir serinlik...
üşüdüysen gel kuytuma kadınım...
seni üşütecek yıllar daha takvimlere yazılmadı benim sevdamda...
dudaklarında eriyen benim sevgim olmalı...
senin hüznün değil...

14 Haziran 2011

sen henüz hiç görmediğim...ne zaman geleceksin...

haziran gözüyle görmeliyim seni...
mayıs kokun seni terketmeden daha...
yüzünde bir yaz sersemliği olmalı dudaklarında anlamsız lakırdılar..
seni haziran yorgunlugunda görmeliyim
ve haziran sevgisini vermeliyim sana
mektebi tatile giren bir ilkokul talebesininki gibi...

24 Mayıs 2011

yanımda bır sen vardın... cebimdeki kırışmış kelimeleri elimle düzeltip sana verdim...

benim düştüğüm kelimeler sen boyunda bil...
düşünmeden söylediğin her kelimeden düşerim..
yerçekimi kalp kırmaz gözlerin kadar...
sözlerin kaç kalem kırdı dimağımda...
ama ben kendime yazdım onları intihar diye...
sen kaç intihar ettin beni bilsen...
o kadar kırgınım hasretine...

23 Mayıs 2011

hayat akarken delicesine günahla ıslanmamak mümkün mü....

gözlerinle sarhoş olmak mümkün mü...
hiç durmadan içsem gözlerimle..
doymak mümkün mü...
hüznüne düşsem de çekmek istemem ellerimi yüzünden...
gitmek mümkün mü...
yüzün bana kal derken...
azrail tutmuş bir elimi, diğerini sana bağlamışken..
ölmek mümkün mü...
kalbinde yer verirsen...
...

08 Nisan 2011

iki ayrı duygu, tek bünyede uyku...

sana susayan tüm cümleler ağır yaralı...
düşüncelerde yeşeren güzelliklerin anlamı sen de değilsen...
kim o halde bu intihar cehenneminden beni çıkaracak...
yarın kelimesinin anlamına yazacak ismin ellerimde olmadıktan sonra...

elini tutmam sen istemedikçe,
nasılsa değer her saniye yüreğin yüreğime...
çapkınlık mı o da ne?
ben istemem ruhun istemedikçe...

27 Mart 2011

gece mi dürtüyor, ben mi zorluyorum bünyeyi..bazen zorlamak gerekiyor ama vaktinden önce ölmeyi ...

şaşkınlığımı gecenin kollarında soluk alan,
bu kimliksiz bünyeye verin güzel bayan...
zira aldığım her karanlık nefeste,
biraz da sizi içime çekmeye başladım...
sanrılar arasında yol alırken hangi hayal kırıklıklarına bulandım...
gözlerinizde gözlerimi bırakmaya,
bilmiyorum... çok mu geç kaldım...

birşey hissettim uzun süre sonra... bir an bir ömür sürse, umut olsa...

beklerim efendim..
bir kayıkçı barınağında...
gelecek son geminin ışığını arayan gözler gibi..
yada sessizliğin ortasında kalmış
sağır bir asker gibi
kurşunun ne taraftan geleceğinden habersiz...
beklerim her telefon çalışında senin aramayacağını bilerek
ama ümit kesmeyerek...
beklerim taa ki ümit kelimesini lügattan kaldırdıkları güne kadar...
beklerim...

26 Mayıs 2010

Gece gece ...

Bilemiyorum kaç şehir eskittim arkamda
Ama bir tek senin nefes aldığın aklımda...
Düşüncelerimin memleketi bile ora...
Ya da sende tutsak kalmışlar bir soluk boşluğunda...

22 Mayıs 2010

Geç kalmak gerek vaktinden önce...

Sen hep bana geç kalıyordun...
Ben sensiz yokuşlarda sancılı...
Heybemde hep güz biriktirdim...
Yağmursuz günleri bile acılı...

Düşünceme söz geçiremezdim,
Sana aitken...
Fısıldanır kulağıma masallar,
İçimde sen ölürken...

Asgari mutluluk üzerine kurulu askeri yalnızlık hallerinde....

Bir şarkının sözleri gibi hayat...
Hep simsiyah klipler çekilen,
İçinden F.D. geçen, hüzünlü,
Nedense hep mutsuz sonla biten...

Yüreğimde dizilen sevgi sözleri,
İçime attığımda beni inciten...
İkiye indirdim artık mevsimleri,
Güzü kışımı, kışı güzümü özlettiren...

Şimdi acılarım bile tatsız tuzsuz...sensiz...keyifsiz...

18 Mayıs 2010

Bol sıfırlar tüketmiş aylak nöbet saatlerinde...

Düşe kavuşan yalnızlıklar biriktirdim,
Düne karışan rüzgarlarla birlikte.
Her nefeste tükettiğim biraz bendim.
Birazda kullanılmış umut müsvetteleri arka ceplerimde...

Uzakta ve gelen...Her kimsen...Artık gelsen....

Sen ;
Kaç farklı şekilde anlatılabilirsen,
Bu kadar uzak ve bilinmezken,
O kadar varsın işte ...

Sen ;
Yanımda olan tek şeysin,
Mecburi gidilen,
Sınırlı nöbet yalnızlıklarımda ...

Sen ;
Üzerimdeki tedirginlik ve korku,
Yüzlerce kez yazılıp değiştirilen,
Sensizken, senle yaptığım
İlk kez konuşmalarında ...

Sen ;
Her gece kaybolup, her sabah yeşeren
Nemlenmeye yüz tutmuş
Boynu bükük umutlarda ...

Sen ;
Henüz tanışmadığım,
Her nerdeysen,
Elzem artık gelmen ...

Çünkü Ben ;
Boğulurum.
Gittikçe kesinleşen
Müebbet ıssızlıklarda ...

31 Ekim 2009

Yağmur...

yağsın ya ıslanalım ...
elimizde sadece ıslak bir birimiz kalsın ...
yer yarılsa da hasta olmasak diyecek güzel,
temiz bakışlarımız olsa sadece üstümüzde ...
kim geçerse geçsin çekilmese,
hep kalsa ...
hep kalacağını bilsek ...
ölene kadar bilsek ...
bildiğimizi unutmak olsa en büyük kabusumuz ve unutmasak asla ...
fena mı olur ?

16 Ağustos 2009

Kalabalıktır arkandaki, göz seni görmeye çalışırken onu umursamaz.. Sor kendine senin dışında sana ait olan kaç göz var...


Hangimizin yanında bi yıllanmışlık abidesi yoktu o yılları dağarcığımıza katmaya hazırlanırken...


20 Haziran 2009

Aniden uçar gider laf ağızdan ...

belki geçmişimdir yanından
bilinmedik bi şehirde bıraktıgım bir nefesin ucundaydın
gözümün ucundaki bir kalabalıktın belki de
ama bilemezdim hayatın geri kalanında
kalacak tek şey olduğunu...

09 Şubat 2009

içimdeki sızı aslında hiç kimsenin adı...

can sıkıntısı.
yalan yüze bakan keşiş takıntısı..
temiz olmayı dileyen yeni doğmuş çocuk bakıcısı...
aptal kafiyelerle uğraşmayı vatana millete borç bilmiş insan kalıntısı....

ve sonunda yalnızlık, pimi çekilmiş bir bomba gibi kucağımda.

ve yalanlar,
bir ırmak olmuş bana doğru akarlar...

19 Ekim 2007

Ardından bakamıyorum artık...İzin vermiyor Kadıköy...

Bugün okula gittim...Dönüşünde de Kadıköy den döndüm .En son senle gitmemiştik ama en cok sende kalmışım ben Kadıköy'de...Güneşli ama sert bir Kadıköy vardı birde sensiz tabi... Sanırım bu duruma mahkum mustakbel bir Kadıköy...

Belki sahildeki panayır ortamını kaldırmışlar ondan etkilenmişimdir yada seyyar ve indirimli kitapçının orda durduğumda, saçlarını kokladığımı hissetmemenin verdiği hatıramdan...Bilemiyorum...

Aramızda hiçbir zaman kapanmayacak boy farkının sıcaklığını anlayabiliyorum yine aramızda olan ve bundan sonrada daima olacak olan mesafe farkının soğukluğunda...Belki de hiç kapanmamış o mesafe yada ben kendimi sende unutmuş olmaktan kurtulamamışım hayallerimde...

"Şimdi sen gittin ya herşey sana benzeyecek " diyor tesadüf ya Yılmaz Erdoğan o anda ...Kaderimin oyunu desem, teknolojiye kadersel bi anlam yüklemenin trajikomik atmosferinde nefessiz kalacagım.En iyisi buna tesadüf deyip geçelim...

Sen giderken ne biçim bir ben bıraktıysan geride ,az sayıda senli hatıramdan çıkarttığım mutlu mutsuz anlara öykünüp avunmayı ölüm sayıyorum kendime...Ama ne olur eski beni verme bana ...Çünkü korkuyorum gelmesinden senle...

Daha önce ikinci kez ayrılmadım hiç kimseden ama bu senle belki 5. belki 6. ayrılışımız... ve hala bulamıyorum kendimi ne zaman baksam aynaya...

Allahtan hava güneşliydi çünkü ağlasaydı gökyüzü beni tutamazdı , karşılıklı sulusepken boşanırdık kendimizden Kadıköy le... Kadıköy işte.. Olgunlaşmış biraz ...Yarim İstanbul un deli kızı...

Biterken herşey seni mi sildim hayattan kendimi mi belli değil ...

23 Mayıs 2007

Pembe gözlüklerimi çıkarınca daha güzel oluyor dünya..Sen kabul etmesende yada ben karar veremesemde...


Bahar dalında görüpte kıskansın seni
Dokunamadığı için lanetlesin kendini
Sen benim içimde bir umut çiçeği
Açmamış goncamsın gönlümün kelebeği

16 Mayıs 2007

Siz siz olun rap dinlerken şiir yazmayın ...Öyle ki en usturuplu bu kadar oluyor ...İçim yanıyor...

Havalandırdım bakalım ne olucaksa kirli anıları
Dökülmeye değer bulunmadı hafızamın gereksiz kısmı
Ruh arar ama yanlış filtreyle tarar
Büyük bir aşk var yeni bitti katliamı...

Kesin bir ses ver duymak için dön lütfen bana
Aklımda senle bir fotografım olmasa da
Ya ölüm var ya da dürüst bir muhafaza
Niyet olmuş altın ama tenekedir sarrafıma ...

Yüreğimin üstünde bir saat var bozulmuş herhal çalmaz zili
Düşüyorum bakarmısın bayan sakın kaçırma sen bu kerizi...


Geri döner bakar tarlam silah dolmuş inadına
Barış için ölen çocuk içime saklanır kaçırma
Yat yere uzan hayat onun için münakaşa
Sabır çatlatılır benzetme sakın dağa taşa...

Hüsn-ü niyet gösterirsen tepene biner dalga gecer
Sonra aynada silemezsin hepten yükler ince keder
Marifet mi umursamadan yalnız yaşam nedir peder?
Yapışmış kalmış sanki japonla yüzündeki gölgeler...


Yüreğimin üstünde bir saat var bozulmuş herhal çalmaz zili
Düşüyorum bakarmısın bayan sakın kaçırma sen bu kerizi...

19 Nisan 2007

Kaç yalnızlık beni sana götürür....Kaç insafsızlık seni benden götürür...Ölüm senin bir gözünde durur...Kapatma ne olur...

Dalgın bakışların devam ettiği sürece,
Bir örümcek güzelliğine ağ örücek.
Ne zamanki beni kaybedip gülersen,
Ağlar yok olup gidecek...

Bensizlik; seni ya kendine getirecek ya da başka birini sana götürecek...

Üşüyorum ... Sende üşüyorsun biliyorum ...

Yalnızlığı taşıma yanında bir kere olsun.
Uzaklarda bırak onu yosun tutsun.
Kilitlerini arayalım istersen kalbinin gizli mahzenlerinin.
Bir kez evet de içim ısınısın ne olursun...

13 Mart 2007

Şiir aşık olunca güzel yazılıyor gerisi kalbe kahır kalıyor...

Islak bir coğrafyada,
Sek sakinlerin,
Yekpare sevdaları üzerine
Ağıtlar yazıyor kalbim...

Bu kadar delikanlı olunca sevdanın adamı
Ya ölüm koyuyor gözüne
Ya da yar acısı yüreğine...

28 Şubat 2007

"Stop" dediğinde rejisör duruyor hayat...Elimizde ya güzel anılar kalıyor ya da yakıcı "keşke" ler...

Hayat yaşlanacak kadar uzun değil.
Onun için bütün ölümler hep erkendi.
Yaşayacak çok şey var sanırken güzel bayan,
Sanırım bizim filmimizde tükendi...

Ok gibi saplandı kalbime bu son gidişin..Dönsen gülüşünün yararı , dönmezsen yaşamanın anlamı YOK ...

Yalanmış içimdeki pembe bahar.
Dallarına çaput baglayıp dilek tuttugumuz agaclar.
Seni bir nefes gibi yanımda taşıyacagım;
Son anıma kadar cekmeyeceğim içime,
Öldürme beni diye...

26 Şubat 2007

Sevmedim ben ilk kez bir oyunu, ama o da değiştiremez bu anlamsızlığın sonunu...

Oyun oynamışım kendime, yokmuş sonu bu yolun.
Bilmeden sevmişim ya seni güya güldürmüşüm şenliğimle...
Deli değilim inan bu gece de sırf yalnızlığıma inat,
Mutsuzluğumu çekiştiriyorum şizofrenik benliğimle...

Zaman; göreceğiz ilaç mısın hasretime yoksa kangren misin esaretinle....

Minicik rüyalar, adam boyu sevdalar eder mi?

Üstünde duramam hayatın küçücük ellerin olmasa,
Ayaklarımı da çırpamam dua ederim ki yeniden yere bassa...
Yerinde duramaz sevincinden bu yaramaz yarasa,
Aşk bacadan girmiş kalbe kurt ise fındıkla ...

25 Şubat 2007

İstemekle de bitirilemiyormuş herşey,dile kolay kalbe zor yaşam bizi bekliyor...

Mutsuzluğumu gökyüzüne yazıp ilan etmek isterken insanlığa, engelliyorsun...
Masal gibi aşklara yelken açacakken rotama fırtınalar ekiyorsun...
Dalıyorum engin düşünce okyanuslarında derinlere, boğuluyorum...
Bilmiyorsun.Sensiz her gece içimde masum bir sen öldürüyorum...

16 Şubat 2007

Kazanmadan önce kaybetmeyi düşleyince işte karabasan diye haykırdım...

Her gece kabuslarından uyandığımda
Yastığımda ruhumun depresif izleri
Unutamadım, zaten mümkün de olmayacak
Elveda, şehrimin hüzün gözleri...

03 Şubat 2007

Karanlık kime neler getirdi...bizden kimleri götürdü ...




01 Şubat 2007

Ayrılık işte artık neye dairse....

Hayatlarımız bayat ekmekler gibi çöpe atılmaya değer bulunur bizi sadece istedikleri maskelerin ardına koyan fakir zihniyetlerce...

Ve onları susturmak için sadece bir kurşun yada diğerleri de yetmez çünkü yaşayanı öldürür kurşun...Yaşamayan o beyinlerin cansızlığı o kadar aşikardır ki...

Hep sizi tekmeler canınızı acıtacağını bilerek ki amacı da budur zaten...Bağırsanız zevk alır acınızdan , sussanız daha çok tekmeler ...Her ikisinde de siz zarar görürsünüz...

Bakamazsınız başka bir yüze çünkü içine kapanmıştır bir ülke...Savunmaya çekilmiştir size ait olan narin bünye...Yıkıcı olabilir gelebilecek ilk darbe....

Karmaşık geldiyse normal bir insanın anlayabileceği dilden anlatayım isterseniz.Normallik bana hakaret gelir ...Eğer size de öyle geliyorsa üstünüze alınmayın...

Kırılmış bir kalp deyim ben, siz ayrılık acısı ilaç olmuş yaşam sancısına deyin, bir başkası da yalnızlık paylaşılmaz desin... Ah pardon onu demişlerdi zaten değil mi !!!

Hiçbirşey yerini dolduramaz kaybolan bir aşkın...Yada besletemez yeni bir güveni bu yıkımla ...
Peki her ayrılık bir veda seremonisini hakeder mi acaba?

"Değişir" dese biri kalabalıktan bir damla suyla boğarlar...Çünkü herkesin ayrılığı kendini gamlandırır ama namlandırmaz ya...Başkası küçük görür zanneder...

Halbuki her ayrılık aslında bir yenilenmedir... Her aşk yeni biri yapmıyor mu zaten bizleri...Yenilenmenin işareti ayrılık...Ama sancısı yalnızlık...

Giden her ne kadar nefret tohumları da ekse sineden hayli büyük bir parçayı da sırtlanıp gitmekte... Sevmesen de onu o içinde bir pişmanlık öyküsü olarak yeşermekte...

Kimse sevinmez mi peki ayrılığa !!! Ya da kimse bitmesini dört gözle beklemedi mi kurak sevdaların damarlarında !!! O seni zaten sevmemiş ki kime ağlıyorsun be hanım abla!!!

Anlamaz sıcaklığı ile kimse yaranın vehametini ve nefes almak dışında hayatı terkeder , kendini kedere gark eder...

Siz terkedenler unutmayın sakın hayat hep içerde oynanmaz... Siz de deplasmana cıkacaksınız bir gün ve orda yalnızlık çok üşütecek çok yakacak ve ne yazık ki ikiside aynı anda olacak...

09 Ağustos 2006

Bittiğini bilmenin ızdırabı seveni bir kez daha öldürür nefes aldığı her gün yeniden...

Hüzün çökerdi gecelerimize ...
Bedenlerimiz ne kadar dokunsa da birbirine,
Ruhlarımız bir o kadar giyinikti.
Dahada kötüsü hala bilmiyorum.
Aşk hangimizde daha silikti?

Paradoksia bünyemde bir ülke galiba

Sana seslenmeyi deniyorum,
Sesim kısılıyor...
Seninle nefes almaya hevesleniyorum,
Hevesim kursağımda...
Hayat sanki bir kabus gibi.
Sana koşupta senden uzaklaştığım her adımda...

08 Ağustos 2006

Düş-müş !

Dün düşümde düşünce, beni aldı bir düşünce
Sensizliğin sessizliğinde hasretin başıma üşüşünce
Beni aldı bi üşüme...
Sonrada tekrar koyup gitti düşüme.

Kelebeğin ömrü bir gün, sen onu bile yaşamadan öldün...

Sanki tek ayağı üzerinde bir güvercin
Gündüz gözüyle bile yalanlar söylerdin.
Dün düşündümde değerimi hiç bilmedin.
Hayatında sen kaybettin...

Kırık kanatlı kelebek,
Yazık ! Ömrü bir gün sürecek.
Gözyaşım düşmeden yere
O toprağa karışıp gidecek..

06 Ağustos 2006

Çıkmazlarda kayboluruz hayal dahi olsa...

Ben seni
Sen onu
O ölümü
Ölüm beni...

Kim kimi yalnız bırakabildi.
Sevgiyle hangimiz daha samimi.
Sanma ki son tükenişim senleydi.
Aşk İstanbul'un bir semti mi?

Hopelessness

Wellcome to the losers club
Under my authority
Nobody knows who is dying
Tell me about the celebrity...

05 Ağustos 2006

Karanlığa yakılan ilk ışıkta firara yeltenen asi düşünceler...

Kim biliyordu karanlık olduğunu hayatın yada kimin umurundaydı zaten herkes kendi rüyasını yaşamıyormu şaşırmadan tek noktasını...Tek potada eritilmiş kertenkele sürüsünün ortalama kuyruk kaybı kertenkele başına 1 dahi olsa gözyaşı kaybından boğulanlar bize felaket getirecek olabilirler.. O sebebten ışığa ne kadar ihtiyacımız varsa gözyaşlarımıza da o kadar ihtiyacımız var aslında...Ölen kertenkeleler bizim yada başkasının ne farkeder ...Sonuçta ölmek bizi yeniden halkeder.Değmeye kalplerimize ve aklımızın kurak tarlalarına keder ...

Aslında kertenkeleyi bu kadar içine sokmamak gerekirdi yazının..E nede olsa bi katliam izi aramıyoruz değil mi hayvan mezarlarında..

Hergün çepeçevre sarıldığımız insan çöplüklerinde çölleşen bilinçaltlarımızı buz gibi soğuk suyla yellemeye çalışırız hararetten helak olmasın diye...Ama kaçımızın umurunda insan olmaya çalışmak yaratılışımızın doğrultusunda...Kendini en iyi sayan milyonlarca türdeşimizden biri olarak sadece kendi egolarımıza ve çıkarlarımıza hizmet etmeyi uyanıklık sayarız ve kendi sözümüzün dinlenmesini ve dediğimizin yapılmasını şart koşarız karşılık vermeksizin..

"Acaba" sözcüğünü imajının ardına kaybolma endişesi dışında yerleştirememiş standart kertenkeleler için sonuçta hiç olmak önemsizdir.Fakat aydınlanmışsa mahlukat kertenkele olsa kaç yazar insan olsa kaç yazar...

Yazıya başlarken kertenkelelerin bu kadar bilinçaltımı meşgul ettiğinden habersizdim.Ama madem her korktuğunda kuyruk düşürür yada tutulduğunda , bana da şunu hissettirir...Düşününce biraz , her sıkıştığında arkadaşını satan aslında arkadaşından çok yaratılışında armağan edilen kişiliğini peşin fiyatına bozduran "müsvette-i insan"ların kertenkelelerden daha çok saygı haketmediğini anlamaktayım galiba..

Amaaaan neyse garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar bu kadar yazı yazmaktan benim devrelerim yanar...Aleme saldırmadan kendimi zaptetmekte fayda var...

Efendim saygılar ve selamlar...

İyi bakın ve iyi davranın kendinize...